Creative Commons :"Some Rights Reserved"
Creative Commons (CC) 2001 yılında Center for the Public Domain[1] kuruluşunun desteğiyle başlayan ve aralarında fikri mülkiyet konusunda uzman James Boyle, Michael Carroll, Molly Shaffer Van Houweling, ve Lawrence Lessig, MIT’de bilgisayar bilimleri profesörü Hal Abelson, hukuk kökenli belgesel filmci ve siber hukuk uzmanı Eric Saltzman, gibi sanatçı ve entellektüellerin bulunduğu bir grup tarafından, telif hakları alanında esneklik ve paylaşımı yaygınlaştırmak amacıyla kurulmuş bir düşünce hareketidir. Creative Commons bu amaca ulaşmak için sanatçılara ve genel olarak tüm eser sahiplerine, yasanın kendilerine tanıdığı kimi hakları kamuyla paylaşabilmelerine imkan verecek, özel olarak hazırlanmış telif lisansı sözleşmeleri önermektedir.
Free Software Foundation tarafından daha önce meydana getirilen GNU General Public License (GNU GPL) metinlerini temel alan bu sözleşmelerin özelliği, yaratıcı kişilere, telif hakkından tamamen feragat etmeksizin eserlerini paylaşıma açmalarına imkan tanımasıdır.
Creative Commons tarafından hazırlanıp, üye ülkelerdeki temsilci kuruluşlarca ilgili hukuka göre uyarlanan bu sözleşmeler, özellikle dijital platformda eserlerin izinsiz kopyalanması konusunda yaşanan hukuki kaosa değişik bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. Sahibi tarafından Creative Commons lisans sözleşmesi altında kamuya sunulan eserler, ticaret dışı amaçlar için kullanımını destekeleyerek internetin alışveriş kanalı yerine gerçek bir bilgiye erişim platformu haline gelebilmesi yönünde tamamen bağımsız ve gönüllü katkı anlamına gelmektedir.
21. yy.’a kadar telif haklarında alışılagelmiş “all rights reserved”(tüm hakları saklıdır) yerine, “some rights reserved” (bazı hakları saklıdır) sloganıyla yola çıkan Creative Commons halen gelişmiş batı ülkelerinin yanı sıra Ürdün, Malta, Meksika ve İsrail’in de bulunduğu 40’a yakın ülkede faaliyettedir.
II) Telif hukuku ve “creative
commons”
Geçtiğimiz 30 yıl, gelişmiş batı ülkelerinin öncülüğünde tüm dünyada, fikri hakların genişlendiği ve yaygınlık kazandığı bir dönem olmuştur. Özellikle telif hakkı veya daha doğru bir deyişle eser sahibinin hakları açısından baktığımızda bu hakların, süre bakımından uzadığına ve yaptırımların ağırlaştığına tanık olmaktayız. Özellikle eser sahibinin haklarını network üzerinde korumaya teknolojik önelemlerin hukuki güvenceye kavuşması, telif korumasının yazılım boyutuna taşınmasını yani, DRM olgusunu karşımıza çıkarmıştır.
Gittikçe sınırları daralan bu ortam içinde creative commons, kullanıcı boyutunda kabul edilebilir ve esnek bir katman oluşturmayı hedeflemektedir.[2] Gelişmiş hukuk sistemleri incelendiğinde eser sahibinin hakları kategorisinde eserin, çoğaltılması, dağıtılması, işlenerek başka bir eser oluşturulması, eserin icrası, kamuya sunulması gibi yetkiler yer alır.
Telif hakkı sahibinin izni olmaksızın bu eylemlerden birini gerçekleştirenler, eğer telif hukukunun farklı ölçülerde getirdiği isitinalardan da yararlanamıyorlarsa, ihlal içinde kabul edilirler.
Bu
durumla ilgili olarak ilk girişim yazılım alanında Richard
Stallman ve Eben Moglen tarafından ortaya konmuş, ve GNU General Public License
veya kısa adıyla GPL ortaya çıkmıştır. Herkesçe bilindiği üzere GPL’in
arkasında yatan fikir, yazılımın kaynak kodunu açık hale getirerek herkesçe
kullanılabilmesine imkan tanırken, söz konsus kodun işlenmesiyle yaratılacak
yeni yazılımların da aynı şartla, açık
kaynaklı olarak yayımlanmasını sağlamaktır.[3]
GPL lisansın kazandığı başarı üzerine Stanford Üniversitesinden Profesör
Lawrence Lessig, yazar ve sanatçıların, bir hukukçunun yardımı olmaksızın eserlerini,
diğer yaratıcı kişilerin de kullanımına açabilmelerini sağlayacak, creative
commons projesini başlatmıştır. Creative commons bu amaca ulaşmak için çeşitli
lisans tipleri öngürür. İlk lisanslar 2002 yılı Aralık ayında yürürlüğe
girmiştir.
...
http://edergi.linux.org.tr/?~p=dergi&action=show&which=115 Thu, 01 Jan 1970 02:00:00 +0200
Yazılım
terimi ilk kez 1957'de Tukey tarafından kullanılır. Aslında
yazılım özgür doğar ve uzunca bir süre aşağıdaki
üç özelliği içerir:
1- Yazılım, kaynak koduyla verilir ya da kaynak kodu dağıtım masrafı dışında ek bir ücret talep etmeksizin dağıtılır.
2- Herhangi bir kişi, yazılımı, onu geliştirene bir lisans parası ödemeden, dağıtma hakkına sahiptir.
3- Herhangi bir kişi, yazılımı kendi ihtiyaçlarına göre değiştirebilir ya da ondan faydalanarak yeni bir yazılım yaratabilir.
Ancak,
1960'ların sonlarına doğru bu durumun değiştiğini görürüz.
Bunda özellikle IBM'in, donanımı ve yazılımı ayrı ayrı
fiyatlandırma girişiminin rolü büyüktür [2].
Yazılım piyasası yavaş yavaş oluşmaktadır. 1970'lerin
ortasında bugün çok yakından tanıdığımız, ama o
zamanlar o kadar tanınmayan “kötü adam” ortaya çıkar
ve paylaşımı doğal bir olgu olarak kabul eden yazılım
meraklılarını hırsızlıkla suçlar [3]:
BASIC
kullanan yüzlerce kullanıcıdan aldığımız geri beslemeler
epey olumlu. Bununla birlikte iki şaşırtıcı durum var, 1-
"kullanıcıların" çoğu asla BASIC'i satın
almamış (Altair bilgisayar sahiplerinin %10'undan azı satın almış
BASIC'i) ve 2- hobicilere yapmış olduğumuz satışlardan elde
ettiğimiz gelire bakılacak olursa Altair BASIC için
harcadığımız emeğin saati 2$'dan daha aza geliyor.
Neden
böyle? Hobicilerin çoğunun farkında olacağı gibi
çoğunuz yazılımı çalıyorsunuz. Donanım için
ödeme yapılmalı ama yazılım paylaşılacak bir şeydir. O
yazılım üstünde çalışmış insanlara ödeme
yapılıp yapılmaması kimin umurunda?
Bu adilce bir
davranış mı? Yazılım çalarak yapamayacağınız şey, bir
problem çıktığında MITS'e gitmektir. MITS yazılım
satarak para kazanmıyor. Bize ödenen para, manuel, teyp ve
bununla ilgili harcamalar bunu başabaş bir operasyon yapıyor.
Yaptığınız şey iyi yazılım geliştirilmesini engellemek.
Profesyonelce bir işi bedavaya nasıl yaptırırsınız? Hangi
hobici programlamaya, hataları bulmaya, ürünü
belgelemeye ve bunu bedava dağıtmaya 3 adam-yıl ayırır? Gerçek
şu ki biz hariç hiç kimse hobi yazılımına bu kadar
yatırım yapmadı. 6800 BASIC'i yazdık ve 8080 APL ve 6800 APL'yi
yazıyoruz fakat bunu hobicilere sunmak için pek bir hevesimiz
kalmadı. Doğrudan söylemek gerekirse, yaptığınız şey
hırsızlıktır.
Fakat bu “kötü adam”ı o kadar da suçlamamak gerekir. O sadece diğer “kötü”leri alt edecek kadar başarılı olmuştur. 1970'li yıllarda bilgisayar kullanıcılarının profili hızla değişmektedir. Artık söz konusu olan yalnız üniversiteler, araştırma enstitüleri ya da askeri kurumlar değildir. Bilgisayarlar iş dünyasının içine daha çok girmiş, PC'lerle beraber (genelde oyun amaçlı olsa da) evlere girmeye başlamıştır. İşte bu süreçte, yazılım firmalarının değişen kullanıcı kitlesine göre stratejik bir karar almaları gecikmemiştir: Kaynak kodunun yazılımdan ayrılması.
Yeni
kullanıcıların, öncekilerin aksine, bilgisayarla ilişkileri
ileri düzeyde değildir. Dolayısıyla onlar için önemli
olan programın çalışıp çalışmamasıdır. Bu
yüzden, kaynak kodunun programla beraber veriliyor olması,
hızla çoğalan ve yazılım firmalarının hedef kitlesini
oluşturan kullanıcılara bir anlam ifade etmez. Bir diğer deyişle,
yazılımdaki özgürlüğe kısa vadede ihtiyaçları
yoktur. Ancak, firmalar için, kendilerinin sahip olduğu ama
rakiplerinin sahip olmadığı herhangi bir bilgi piyasa içindeki
rekabette bir avantajdır. Dolayısıyla firmalar, müşterinin
talep etmediği, ama rakiplerinin ulaşamaması durumunda kendilerine
piyasada avantaj sağlayacak yazılım kaynak kodunu saklama yoluna
gittiler.
Bir diğer deyişle, kapitalizmin ilk oluşum yıllarında toprağın çitlenmesi yasalarına benzer şekilde, yazılımın etrafına, copyright yasaları çerçevesinde çitler örülmeye (fencing) başlandı. Bu yeni çitleme yasalarıyla, yazılımda özgürlüğün içerdiği üç özellik çitlerle örülerek yazılım özel sahipli hale getirildi ve çitlerin dışında kalan kullanıcılar içinse yeni yasalar şöyle oluştu:
1- Yazılım, kaynak koduyla verilmek zorunda değildir.
2- Herhangi bir kişi, yazılımı, onu geliştirene bir lisans parası ödemeden, dağıtma hakkına sahip değildir.
3- Herhangi bir kişi, yazılımı kendi ihtiyaçlarına göre değiştiremez ya da ondan faydalanarak yeni bir yazılım yaratamaz.
1980'li yılların başında, yazılımın özel sahipli (proprietary) hale getirilmesi süreci hızla ilerlemekteydi ve çitleme hareketi hacker'ların çalışma alanlarına yönelmişti. Burada öncelikle hacker'lar hakkındaki yanlış bilgilendirmeyi düzeltmek gerekir. Hacker'lar medyada gösterildiği gibi banka hesaplarına giren ve web sitelerine saldıran kişiler değildir. Söz konusu yıkıcı eylemleri yapanlara cracker adı verilir. Hacker'lar yıkmanın aksine, yazılımı yaratıcı etkinliklerinin bir nesnesi haline getiren, özellikle İnternet'in inşasında büyük pay sahibi olan insanlardır. Dolayısıyla, sıradan bilgisayar kullanıcıları gibi, yazılımın sadece çalışıp çalışmaması ile ilgilenmeyen, var olan yazılımları sürekli geliştirmeye/iyileştirmeye uğraşan ve bunun için de yazılımı kaynak kodundan ayrı düşünemeyen yazılımcılardır [4].
Bu bağlamda, hacker'ların uzunca bir süre PC'leri birer oyuncak olarak gördüklerini, daha çok üniversite ve araştırma enstitülerinde çok daha gelişmiş bilgisayarlar etrafında kümelendiklerini belirtmekte fayda var. Bu nedenle, PC'lerdeki yazılımların özel sahipli hale getirilmesi hacker dünyasında çok büyük bir yankı bulmadı. Ta ki süreç hacker'ların kullandığı yazılımlara yönelene dek!
Hacker'ları hacker yapan, onların yazılımla kurdukları sınırsız/özgür ilişkiydi. Yazılımı kaynak kodundan koparmak demek, hacker'ların varlıklarının ön koşullarından biri olan üretici etkinliklerini de yok etmek demekti. Nitekim öyle de oldu. 1980'lerin ortasına gelindiğinde hacker toplulukları hızla dağılmaktaydı. Öyle bir dağılma ki Levy'nin 1984 yılında ilk baskısı yayınlanan kitabında Stallman, hacker kültürünün son temsilcisi olarak tanıtılmaktaydı. Bu nedenle, Stallman'ın 27 Eylül 1983'te ilk duyurusunu yaptığı GNU projesinin başarıya ulaşması pek de olanaklı görünmüyordu. Stallman, herkesin özgürce kullanabileceği, UNIX tipinde bir işletim sistemi yazacağını duyuruyor, bu amaç doğrultusunda zaman, program ve para desteği istiyordu.
O günlerde çok sıradışı ve çılgınca görünen bu girişim, hepimizin de bildiği gibi başarıya ulaştı ve dünya GNU öküzünün boynuzları üzerinde dönmeye başladı. Elbette ki, Stallman'ın ve projeye katkı koyan diğer yazılımcıların yeteneği projenin gelişim sürecinde önemli bir rol oynadı. Ancak bu başarı, GNU GPL (General Public License-Genel Kamu Lisansı) olmadan anlaşılamaz.
Aslında ironik olarak, GNU GPL de copyright yasalarına dayanıyordu. Fakat, yazılımdaki mülkiyet ilişkilerini iki adımda özetlenebilecek bir çerçevede yeniden tanımlıyordu. İlk hamle, GNU projesindeki yazılımlarda çitlerin kaldırıldığının ilan edilmesiydi. Dolayısıyla, ilk günlerindeki gibi, yazılım kaynak koduyla veriliyor; kullanıcıların yazılımı kendi ihtiyaçlarına göre değiştirmesine ya da arkadaşlarıyla paylaşmasına izin veriliyordu. Ancak, ikinci hamlede kullanıcıların “özgürlüğü” kısıtlanıyordu: Hiçbir kullanıcı, diğer kullanıcıların özgürlüğünü kısıtlama özgürlüğüne sahip değildi. Bir diğer deyişle, GPL'li bir yazılım, çevresine çitler örerek özel sahipli hale getirilemezdi.
Bu bağlamda GPL, bir virüs gibi yazılımdan yazılıma yayıldı [5]. GPL'li kaynak kodundan türetilen yazılımlar, yine aynı lisansla, GPL ile, dağıtılmak zorunda olduğundan GNU projesi çığ gibi büyüdü. Fakat GPL'e yöneltilen eleştiriler de tam bu noktada yoğunlaşıyor: GPL, kullanıcıların özgürlüğünü kısıtlayarak, etik olmayan bir davranış sergiliyor. Bu eleştiri sahiplerinin, Microsoft yöneticilerinden, açık kaynak kod dünyasından Eric Raymond'a [6] kadar uzanıyor olması, GPL'in özgürlük bağlamında tartışılmasını gerekli kılıyor.
Herşeyden önce, GPL, Özgür Yazılım dünyasının anayasasıdır. Bu dünyaya dahil olmak için çitlerden atlamanıza gerek olmadığı gibi kapı (Gates) ve pencere (Windows) kavramları da bu dünyaya ait değildir. Bu dünyada yer almakta ya da almamakta özgürsünüz. Ancak, bu dünyada tek bir kural vardır: Başkalarının girişini engellemek için çit örmek yasaktır! Bu dünyada var olup olmamak kişinin tamamen özgür seçimine bağlı olduğundan, GPL'in özgürlüğü kısıtlayıcı olduğu iddiası yersizdir.
İkinci olarak, özel sahipli yazılım geliştiren firmalar için kaynak kodu, başkalarının bilmemesi gereken bir bilgidir. Özgür yazılımda ise kaynak kodu, sürekli biriken toplumsal bilgi olarak kavramsallaştırılır. Bu bağlamda, GPL, bu sürekliliği garanti altına aldığı gibi, yazılımcılar arasında karşılıklı yardımlaşmanın ve paylaşımın önünü açarak yazılımı toplumsallaştırır. Ayrıca GPL, kullanıcıyı salt tüketici konumundan, tüketirken üreten durumuna getirir. Yazılımın hep özgür olacağı güvencesi, projeye katkı koyabilecek kullanıcıların motivasyonunu arttırır.
Son olarak, GPL'li özgür yazılım, başlangıçta kendinde özgür olan yazılımın, bilinçli bir özgürlüğe kavuşmuş halidir. GPL ile yazılımdaki özgürlük net olarak tanımlanır ve yazılımcıların/kullanıcıların, yazılımla kurduğu özgür ilişkinin sürekliliğinin sağlanması temelinde biçimlenir. Bu bağlamda, GPL, yazılımdan para kazanmaya karşı çıkmaz. Karşı çıktığı yalnızca, yazılımın özel sahipli hale getirilip diğer kullanıcıların özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. Dolayısıyla oyunun kurallarını, firmalar değil, bizzat yazılımı geliştirenler koyar.
http://edergi.linux.org.tr/?~p=dergi&action=show&which=118 Thu, 01 Jan 1970 02:00:00 +0200
Genel Kurul Hakkında Bildiğimiz Yanlışlar
YK üyesi olmak sizi popüler kılar.
Yanlış. YK üyesi olduğunuz için yolunuzun hayran kitleniz tarafından kesileceğini, imzalı posterlerinizin gençlerin odalarını süsleyeceğini sanmayın. Bununla birlikte, bilişim sektörünün önde gelen pek çok ismi ile daha rahat diyalog kurabilecek, belki başka türlü asla tanışamayacağınız harika insanlarla tanışacaksınız.
YK üyesi olursam paraya para demem.
Kısmen doğru. Örneğin şu anki yönetim kurulu üyelerinden Doruk Fişek paraya ‘Gı’, Türker Gülüm ise ‘Gu’ diyor. Hepimiz bir araya geldiğimizde ‘Kio’ demeyi tercih ediyoruz. Şaka bir yana, YK üyesi olmanın size para kazandırmayacağına emin olabilirsiniz.
YK üyesi olursam cepten para harcamam gerekir mi?
Genellikle herhangi bir üyeden daha fazla para harcamanız gerekmeyecektir. YK üyesi olmanız size ‘Bahar Unlu Mamüller’ de yapılan LKD-İdari toplantılarında daha az (ya da daha fazla) hesap ödemeniz gereğini doğurmaz.
YK üyesi olmak için Linux kullanıyor olmam gerekir mi?
Linux Kullanıcıları Derneği Yönetim Kurulu, değil mi? Evet. Gerekir. Bununla birlikte, bu satırları yazan kişi dahil olmak üzere pek çok YK üyesi hayatlarının çeşitli zamanlarında ve farklı işlerinde başka başka işletim sistemleri de kullanmışlardır ve kullanmaktadırlar.
Aday olmak için ciddi proje ve vaatlere ihtiyacım yok mu?
Ciddi proje ve vaatleriniz varsa sizi merakla dinleyecek bir salon dolusu insan olacak. Geçmiş genel kurullarda bazılarımıza saçma gelen vaatlerle aday olan arkadaşlarımız da oldu, ama bizim topluluğumuz demokratik yapısı gereği onları da dışlamadı. Her detayı analiz edilmiş bir iş planı değilse bile, neden aday olmak istediğinizi anlatacak üç satırlık bir cümleye elbette ihtiyacınız olacak.
Ben diğer adayları tanımıyorum. Birlikte çalışabilir miyim ki?
Kapris yapmayınız çok rica edeceğim. Çalışabilirsiniz tabi ki. Hatta bu insanlarla tanışmak için bundan daha güzel bir fırsat olabilir mi? Şu anki yönetim kurulunda bulunan insanlar birbirlerini belki bir yerlerde görmüşlerdi hepsi o. Şimdi ise neredeyse hepimiz çok iyi arkadaş olduk. Bazılarımız olamadık belki, ama o başka bir yazının konusu.
Ben Ankara’ da oturmuyorum. Toplantılara katılamazsam ne olur?
Bugüne kadarki YK üyelerinin çoğu Ankara’ dan çıktığı için doğal süreçte yüzyüze toplantılar Ankara’ da yapıldı. Ama örneğin son yönetim kurulu üyelerinden Barış Metin İstanbul’da olması nedeniyle her toplantıya katılamasa bile, toplantı öncesi yapılan e-posta tartışmaları ve toplantı notlarının elektronik ortamda saklanması sayesinde gündemden hiç kopmadı.
Biz arkadaşlarla hep birlikte aday olabilir miyiz?
Birlikte uyumlu çalışacağınız bir kadroyla göreve talip olmanız gerçekten desteklenir.
Aday olmak için daha önce dernek içinde geçilmesi gereken adımlar bulunmakta mıdır?
Evet. Adaylığını duyuran er kişi LKD çilehanesinde 40 gün 40 zeytin tanesi ile çilesini doldurmalı, kendini bulmalı, arınmalı ve özüne dönmelidir. Çilesini dolduran adaylar başka işletim sistemlerine tövbe etmeli ve genel kurul salonuna büyük bir olgunluk ve ağırbaşlılık içinde tek sıra olarak girmelidir.
Şaka mı bu?
Evet, şaka. İşin özü, derneğin nasıl çalıştığını anlayabilmek için bir süre çalışma gruplarında bir şeyler yapmanız iyi olacaktır. Genellikle YK adayları çalışma gruplarının içerisinden çıkmaktadır. Ama bu bir kural ya da gelenek değildir. Adaylık tüm dernek üyelerine açıktır.
Oylama gizli mi yapılmaktadır?
Evet. Pusulalara adayların isimleri sıra ile yazılır en çok oyu alan yedi kişi YK üyesi sonraki yedi kişi yedek üye seçilir. Şu ana kadar hiç bir genel kurulumuzda 15 aday çıkmamıştır ama, gerekirse ilk 14 kişiden sonraki kişiler de hemen oracıkta bir şey olarak seçilebilir.
Seçilirsem ne olur?
Seçimden sonra genellikle hep birlikte yemeğe gideriz. Sonra siz seçilen yedi kişi gizlice yemekten kalkıp başka bir köşeye oturur fısır fısır konuşmaya başlarsınız. Aslında görev dağılımı yaptığınızı herkes bilir; onun için kimse ‘topluluk içinde fısır fısır ayıp olmuyor mu beyler!’ demez. Akgül Hoca seçildiyse o başkan seçilir, sekreter, sayman ve diğer ünvansız üyeler belirlenir.
Seçilmezsem ne olur?
Bir şey olmaz. Hiç kimse sizi sokakta parmağıyla gösterip ‘işte o seçilemeyen zavallı’ diye gülmez. Bizim seçimlerimiz bir yarış değil, gönüllülük, iltifat ve bayrak teslimi şeklinde geçer. Bir sene seçilemeyen bir sonraki seçimlerde de aday olabilir.
Yeterli sayıda kişi aday olmazsa ne olur?
Salondan birileri birilerini aday gösterir.
Aday gösterilen kişi aday olmak istemediğini belirtirse ne olur?
Israr edilir. Çok direnirse daha çok ısrar edilir. Gerçekten aday olmak istemediğini ifade edebilirse (ki o kalabalıkta biraz zor olacaktır bu) daha fazla ısrar edilmez. ‘Teklif var ısrar yok’ gibi pişkin cümlelerle konu kapatılır.
Şakayla karışık anlatmaya çalıştığım şey şu : Genel Kurula gelmeden önce derneğimiz ve özgür yazılım felsefesi için neler yapabileceğinizi düşünün. Şu anki YK üyelerinin tamamına yakını bu seçimde aday olmayacaklarını belirttiler. Ama her zaman yakınınızda, topluluk içinde olacaklar. Geleceği şekillendiren bu güzel insanların arasında, gelin, elinizi taşın altına sokun.
Aday olun !
Barış Özyurt (LKD Yönetim Kurulu Üyesi)
http://edergi.linux.org.tr/?~p=dergi&action=show&which=117 Thu, 01 Jan 1970 02:00:00 +0200
O'Reilly'nin ana sponsorluğunda geçtiğimiz şubat ayında düzenlenen, özellikle bu seneki katılımcılarıyla oldukça ses getiren bir açık kaynak ve özgür yazılım etkinliği.
Bu seneki başarısının ardında konuşmacılar listesi yatıyor. Şöyle ki; Mozilla Avrupa'dan Axel Hecht, XEN Projesi lideri Axel Hecht, Beagle'dan Jon Trowbridge, OpenOffice.org projesinden Michael Meeks, FSF'den Richard M. Stallman, Plan 9'dan Uriel M. Pereira, RedHat'ten Alan Cox, ve bir çok KDE geliştiricisiyle, tam kadro OpenSUSE geliştiricileri bu etkinlikteydi.
Bu kadar ünlü ismi saydıktan sonra Fosdem'i kaçırdık diye üzülmenize gerek yok çünkü bir çok seminerin video kaydını DivX formatında bulabilirsiniz; http://ftp.belnet.be/mirror/FOSDEM/
Google'da LinuxWorld diye arattığınızda karşınıza çıkan 27 milyon sonuç arasında neredeyse dünyanın her köşesindeki ülkenin uzantısında bir sayfa çıkacaktır, tabii com.tr hariç.
LinuxWorld, IDG World Expo adlı şirket tarafından, dünyanın 22 farklı şehrinde düzenlenen, bugüne kadarki en büyük Linux etkinlikler zinciri. (Diğer adıyla "HiperEtkinlik"..)
En yakın zamanki LinuxWorld etkinliği 14-17 Ağustos 2006'da Amerika San Francisco'da düzenleniyor.
LinuxWorld Conferance & Expo, büyük bir alan üzerinde kurulu CeBIT/Compex benzeri bir fuar alanıyla başlıyor. Burada bilişim sektörünün önde gelen -ve Linux'u destekleyen- firmaların standlarını bulabiliyorsunuz. Standların arka tarafındaysa bir çok seminer salonunda konuşmacılar sunumlarını yapıyor oluyorlar. Bu konuşmacıların Fosdem'dekilerle çok farklı olmadığını belirtmeye gerek yok sanırım.
Almanya'nın Linux Şenliği olarak da adlandırabileceğimiz LinuxTag, Almanya Unix Kullanıcıları Grubu (GUUG - http://www.guug.de) tarafından 3-6 Mayıs 2006'da Wiesbaden şehrinde düzenleniyor.
OSDL'den Andrew Morton, eZ System'den Bård Farstad, Redhat'ten Alasdair G. Kergon ve Heinz Mauelshagen, MySQL'den David Axmark ve Kai Voigt, Novell'den Bernhard Kaindl gibi isimler dışında Almanya'nın Serdar Köylü'leri ve Doruk Fişek'leri de teknik seminerler/atölyelerle dopdolu bir etkinlik.
Geçen yıl İspanya'da gerçekleşen KDE Geliştiricileri ve Kullanıcıları Konferansları etkinliği bu yıl Dubai'de ziyaretçilerini bekliyor.
23 - 30 Eylül 2006 tarihleri arasında düzenlenecek olan etkinlikte şüphesiz dünyanın dört bir tarafından(hatta Türkiye'den bile) KDE geliştiricilerini ve kullanıcılarını bulabileceksiniz.
Geçen yıl oldukça ses getiren bir diğer masaüstü ortamı GNOME'ın etkinliği bu yıl 24 - 30 Haziran 2006'da İspanya'da düzenlenecek. aKademy etkinliğinde olduğu gibi onlarca GNOME geliştiricileri ve kullanıcıları GUADEC'de olacaklar.
Mozilla Firefox'un birkaç ay önce başlattığı, amatöründen profesyoneline "en iyi Firefox reklamı" kampanyası sona erdi ve kazananlar belli oldu. Kimi komik, kimi düşündürücü, kimiyse Firefox'un rakiplerine tiye alan tarzlarda toplam 5 dereceye girmiş klip mevcut.
İyi seyirler.
Slashdot, modası geçmiş tasarımını değiştirmek için girişimlerine farklı yollarla da olsa başladı. Geçen ayki "Slashdot CSS Redesign Contest" başlıklı haberde bir kural zinciri ardından /. üyelerinden CSS tasarımı yapılması isteniyor. Yarışmayı kazanan birinciye dizüstü bilgisayar hediye ediliyor.
Google'ın açık kaynak kodlu projelere destek amaçlı düzenlediği Google Summer of Code etkinliği bu sene de bir çok proje için kapılarını açıyor.
http://edergi.linux.org.tr/?~p=dergi&action=show&which=116 Thu, 01 Jan 1970 02:00:00 +0200